HARF DEVRİMİ

  1. 1
    Cumhuriyet ilan edildikten sonra gerçekleştirilen en önemli devrimlerden biri harf devrimidir.

    Harf Devrimi 1 Kasım 1928’de TBMM’de 1353 numaralı "Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun" ile gerçekleştirilmiştir. Bu kanun 3 Kasım 1928’de yürürlüğe girmiştir. Böylelikle 29 harften oluşan yeni Türk alfabesi uygulanmaya başlanmıştır.

    Yasa ile birlikte 1 Ocak 1929’dan sonra devlet dairelerinin eski yazıyı kullanmaları yasaklanmış ve tüm yurttaşlara bu yeni harfleri öğretmek amacıyla Millet Mektepleri açılmış ve halka eğitim verilmeye başlanmıştır.

    Yeni alfabe Latin harflerinden esinlenerek ve Türkçe’nin fonetiğine uygun biçimde revize edilerek oluşturulmuştur. Böylelikle o güne kadar kullanılan Arap harfleri esaslı Osmanlı alfabesinin resmiyeti son bulmuştur.

    1928’e gelene kadar yani cumhuriyetin ilk yıllarına kadar kullanılan Arap alfabesi, Türkçe’nin fonetiğine uygun olmadığından, yazı dilinde sıkıntılara neden olmaktaydı. Arap alfabesi Türkçenin ünlü seslerini göstermemekte, h, k, s gibi kimi ünsüzler için de birkaç ayrı harf kullanılmaktaydı.

    Ayrıca Arap alfabesi dinsel anlamlar yüklenmiş bir yapı olması nedeniyle Okur-yazar olmayan halk bu alfabeyle yazılmış tüm kitaplara, gördüğü her basılı kâğıda inanç penceresinden bakmaktaydı, bu nedenle salt okuma yazma bilmek bile dinle ilişkilendirilmekteydi. Okur-yazar olmayan halk, dilekçesini, mektubunu yazmaktan yoksundu.

    Osmanlı döneminin sonlarında da alfabe devrimi ihtiyacı gündeme gelse de bu gerçekleştirilememiştir. Ancak Mustafa Kemal Atatürk’ün sürekli gündeminde olan bu devrim için cumhuriyetin ilanından sonra üzerinde yapılan çalışmalar neticesinde yeni alfabe son halini kazanmıştır. Bu minvalde; Osmanlı aydınları tarafından yapılan çalışmalar da göz önüne alınarak bir kurul oluşturulmuş ve bu kurula "Alfabe Komisyonu" denmiş, bu adın yanına bir de "Dil Encümeni" eklenmiştir. Bu kurulda dokuz üye bulunuyordu. Bunlar Ragıp Hulusi Özden, İbrahim Grantay, Ahmet Cevat Emre, Emin Erişirgil, İhsan Sungu, Avni Başman, Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, Yakup Kadri Karaosmanloğlu’dur.

    Türk toplumunun kendi diline, kendi tarihine sahip çıkabilmesi, eğitim birliğine ve milli bir eğitim sistemine kavuşabilmesi, okuyup yazma öğrenmenin kolaylaştırılması ve kültür alanındaki gelişmelerde gerekli hamlelerin yapılabilmesi, her şeyden önce Türk ulusunun kendi dilinin özelliklerine uygun, kolay öğrenilir bir alfabe sistemine sahip olması ile gerçekleştirilebilirdi.
    Harf devrimi ile Millet mektepleri sayesinde nüfusun okur-yazar oranı 1927’de %10,5 iken, 1935 yılında bu oran %20,4’e olmuştur. 8 yılda nüfusun ¼’üne yani 3,5 milyon insana okuma yazma öğretilmiştir.

    Harf inkılabından evvel aleyhte olan söylemleri değerlendirdiğimizde hatta bugün ‘’Dedemin mezar taşını okuyamıyorum’’ ‘’Bir gecede cahil bırakıldık’’diyenlere sanırım verilecek başka cevap yoktur. Yukarıdaki istatistiklere baktığımız zaman Osmanlı halkı da kendi dedesinin mezar taşını okuyamıyormuş üstelik onlar bir gecede cahil kalmamışlar her gece cahil uyuyup cahil uyanmışlar...
    #1895 obimikel | 2 ay önce